| |
| |
|
| |
11/8/2008

Yazan: Kvics Hezretaly Türkçe'ye Çeviren: Yeutykh Adnan Cankılıç İYİ AT KANATLI KUŞ GİBİDİR At arkadaş gibidir. Adige karnını aç bırakır. Ama atın karnını aç bırakmaz. Atın ilk evcilleştirilmesinden bugüne kadar, geçen beş bin yıldan beri -(1)- insanoğlu dur durak bilmeden at cinsinin kalitesini artırmak için çalışmakta, bunun için en iyi at cinslerinden yararlanmaktadır. Güçlüler, koşum atları ve yarış atları… Bu atlar binildiği zaman hızla yolu tüketen, ava gidildiği zaman görevini tam olarak yerine getiren, hiç pes etmeyen, savaş meydanında göğsünü ve toynağını kullanarak düşmanla kıyasıya savaşan, korkusuzca ve inatla mücadele eden, yarışta önüne geçilmesine asla tahammül etmeyen, canla başla kazanmak isteyen, rekabetçi, yenilgiyi hazım etmeyen bir karaktere sahiptir. Çiftçiler için koşum atı, kırda – bayırda, gece - gündüz çobanların can yoldaşı, seyirlik oyunlarda sirk sanatçılarının rol arkadaşı olan bu atlar daima amaca uygun bir şekilde eğitilmişlerdir. Sözgelimi, en eski gem takımının yaşı yaklaşık 5.000 yıl, kamçının 2.000 yıl, üzenginin 1.500 yıl, yuların ise 2.700 yıl olduğu tespit edilmiş, bunların ilk önce Assiriye de kullanıldığı anlaşılmıştır. At binenler ilk önceleri atı boynuna takılan örgülü bir ip ve küçük bir çubukla idare etmişlerdi. Bu olsa gerek atına binen gencin üç gürgen boyunduruğu eğitirken atın kafasında kırmasının nedeni. Tarihin bize ulaştırdığı kadarıyla Homer atın yelesini altın suyuna benzetirdi. Plutark: İnsanların tanrılara kızları kurban etme geleneğini terk ettikten sonra, onların yerine sarı yeleli atları kurban etmeye başladıklarını anlatır.( 18, s. 65 )- (2)- Arkeologlar kazılarda altın ve bakırdan mamul birçok at resmini ortaya çıkarmışlardır. Yaklaşık dört bin yıllık mezarlardan çıkan kemikler açıkça ortaya koymaktadır ki eskiden atlar sahipleriyle birlikte gömülürlerdi. O resimler ve kazılarda bulunan kemiklerden faydalanılarak eski çağlarda yaşayan atların anatomik yapıları hakkında fikir sahibi olunabilmekte ve koşun takımlarının yaşı da tamı tamına tespit edilebilmektedir. Gem icat edildiğinde, sadece atın ağzına konulan ince, kısa bir deri parçasından ibaretti. Bu gün bile birçok halk gemde burunluk, alınlık ve ağız demiri kullanmamaktadır. Eskiden Adigeler de burunluğu olmayan gem takımı yapmışlardı. At insan gibi konuşan, rehberlik yapan, gelecekten haber veren, akıllı, üstelik uçan –(3)- bir canlı olarak betimlenir masallarda. Uçan hayvan olarak betimlenmesinin sebebi şudur: Hızlı atlar uçma hissi verir binicisine, aynı zamanda uzağa sıçrayabilirler. 1957 yılında Almanya’da eğitilen bir at alçak bir engelden ve bir havuzdan aynı anda atlamıştı. Bu atın ayaklarını yerden kestiği ve tekrar bastığı yer arasındaki mesafe 12 m 16 cm idi ( 25, s.136 ) . Sanırım atın masallarda uçan bir canlı olarak tasvir edilmesinin sebebi bu olsa gerek. Bugün dünyada birçok farklı at cinsi bulunmaktadır (12. S. 763 ). Bunların elli kadarı bizim ülkemizde yaşar. Safkan İngiliz atı bunların en ünlüsüdür. Onlara bu ismin verilme nedeni, İngilizlerin 17. yy’dan bu yana İngiltere’de atların anne - babaları ve büyükanne - büyük babalarını cesaret, güç, sürat ve söz dinleme yetenekleri ve vücut ölçüleri bakımından düzenli olarak kayda geçirmeleri ve şecerelerini takip etmeleridir. Türkmenlerin genellikle binek atı olarak kullandıkları güzel Akaltekin soyu da ünlü at cinslerinden biridir. Bu at iki günde bir, sadece birkaç damla su içerek, her gün 100 kilometre kadar yürümek suretiyle hafta boyunca yolculuk yapabilmektedir.( 25, S. 136 ). Çerkesler tarih boyunca atlarla birlikte, eğer üstünde ömür geçirmişlerdir. Bu nedenle her bir Çerkes sürekli daha iyi bir ata sahip olma, ona uygun koşun takımı edinme ve silah ve giysi tedarikinde bulunmayı bir görev olarak görür. Bu kitap ta binek atı ve eğer yapımı ile ilgilidir. Atın arabaya koşulması, tahıl ve ot taşımada kullanılması, ormana gidilmesi, karasabanla toprağı sürmeye başlaması yaklaşık 200 yıl öncesine kadar dayanır. Adige’lerde en ünlü at cinsleri: Csolexhu (39, S.337 / 9), Trame (39, S. 60), Qandor (39, S. 255 ), Abıqu, Beyqan, Yeqhen, Haqhundoqo, Qundeyt, Jerıcstı, Mercsen, Abzon, Yeseney, Csedjeroque ve benzerleridir. Açıkça görüldüğü gibi bütün bu at cinsleri ismini ailelerden almaktadır. Nagume Csore’nin yazılarından 16. yüzyılda Terek nehrinin doğu yakasında yaşamış olan Csolexhu ailesinin kendi aile adlarıyla anılan at cinsinin o dönemde bütün dünyaya nam saldığını anlamaktayız. Adige atının ortak yanları; ince kafası ( yılan kafası gibi ), geniş ağzı, büyük burun deliği, sivri kulakları, kocaman parlak gözleri, dik ve uzun boynu, açık ve geniş göğsü, geniş toynak araları, iri cüssesi, orantılı uzun beli, eğimli kalçası, düz ve ince ayakları, uzun bilekleri, tüysüz topukları, derin ayak çukurları, kısa ve ince kuyruğudur. Bütün bunlara ek olarak her at cinsinin kendine özgü karakterleri vardır: Güçlülük, sürat, uzun süre yürüme yeteneği, zeka ve söz dinleme özellikleri bunlardan bazılarıdır. En iyi atlara ‘’ Şağdiy ‘’ denir. Bunlar hiç zorlanmadan her gün 120 km ‘ye yakın yol alabilir. Bir-iki gün hiçbir şey yemeseler ve su içmeseler de dayanabilir, toynakları sağlam olduğundan taşlık arazide rahatça yürüyebilirler. Adige atlarının sayısı en fazla olanı ve en ünlüsü dorattır (kırmızı). Ancak siyah ve brul olanlardan da güçlü atlar çıkmaktadır. En değerli atlara Adıgeler, ‘’xuare’’, ‘’ xuare gibi’’, Adıgeyler ‘’ fare’‘ Ruslar ise ‘’ far ‘‘ derler ( 4). Alnı ve bileği ak olan ( tek veya çift bileği ) atlarla kösteklenen üçayağı ( iki ön pençe ve sol arka ) beyaz olan atlar uğurlu sayılır. Eğer atın dört ayağı da ak ise bu uğursuz sayılır. Atın iyi olmasında doğrudan doğruya onu doğuran anne ve babanın soy ağacının çok büyük etkisi vardır. Bu nedenle soylu atların ırkından gelen taylar arasından en elverişli, düzgün suratlı ve güçlü ayakları olanlar daha özenle beslenip, eğitilir. Üç dört yaşını doldurmamış ve eğitimini yeni bitiren ata eğer vurulmaz. Uzun yola çıkılmaz. Yük taşıyıcılar uzun yola yavaş – yavaş, alıştırılarak hazırlanır. Özenle besleme, banyo, taşlık alanda süratli gezindirme, ahırın temizliği, kuruluğu, ısının yeterli düzeyde olması, atın uzuvlarının güçlenmesi ve sağlamlaşması için gereken önemli ayrıntılardır. Atı çok olanlar onları gruplar halinde beslerlerdi. Bir grup 12 ile 20 kısraktan (dişi at) oluşur, her grupta bir aygır ( erkek at ) bulunurdu. Aygırlar liderlik, sevk ve idareden sorumludur. Kısrakların gruptan ayrılmasına müsaade etmez, gruba katılan kısrakları ise kabul ederler. Diğer bir aygırın gruba katılmasını istemez, gerekirse onunla kavgayı göze alır. Zor ve tehlikeli anlarda aygır kısrakları toplayarak güvenli bir korunağa götürür, bu şekilde onları korumuş olur. Yetiştiriciler aile damgasını atın sağ veya sol baldırına vururlardı. Atı kaybolan bu damga sayesinde atını tanırdı. Birçok halk Adigeleri ve Adige atlarını iyi tanır. Emidio Doritrlli De’ Askoli’nin yazısına göre Adige Atları yeterince hızlı ve güzeldir. Ona binen Adige atlısı da cesim ve ince belli, diğer bir deyişle ata yakışmaktadır. (49, s. 63 – 34 ). James Bell Adige gençlerinin ustalıkla at bindiklerini, atın da onun isteklerini nasıl yerine getirdiğini gördüğünde hayretler içinde kalmıştı. At son süratle koşarken, ona binen genç tüfeğini kınından kapıp havaya fırlatılan kalpağı vurabilir, attan atlayarak ayakları yere değer değmez tüfeğini doldurur, aynı anda arkasından tekrar ata biner, kılıcını kınından çıkarıp saldırı için hazır vaziyeti alabilirdi (13, s. 475). Ünlü Alman bilim adamı Karl Kokh Adigelerin atçılığının öneminin onların atlara gösterdikleri sevgiden ve bütün Kafkasya’da Adige atlarının diğer at cinslerinden 5 – 6 kat daha pahalı olmasından anlaşılabileceğini belirtmektedir. (22,s.618,619). Giovanni Lukka’nın anlattıklarına bakılırsa Adige atları Tatar atlarından daha süratli idi (1,s.72). Bu nedenle Tatarlar sürekli Adige atı, eğeri ve koşun takımı satın alırlardı (10, s. 154). Belçikalı ünlü bilim adamı Jann Charl De Bess (5) şöyle yazar: ‘’ Klaprot’un söylediğinden farklı olarak bunların ( Adigeler – Ç. A.) atları yükseklik açısından süvariliğe elverişli ve hızlıdır. Üstelik yokuş çıkmada ve ağırlık taşımada ben bu atlar kadar dirayetli olanını görmedim…’’ İsveç kralı XII. Karl’ın emriyle 1911 yılında Kuzey Kafkasya’ya gelmiş olan Fransız Şövalyelerinden Abri De La Morta’nın yazdıklarına göre; o Adige kadınlarının omuzlarında okluk, ellerinde yay ve kollarında avcı şahin kuşu ile tıpkı erkekler gibi avlanarak, üstünde dörtnala dağda bayırda at koşturduklarına defalarca şahit olmuştur ( 1,s. 136,138 ). Adige üniforması göz alıcılığının dışında, hafiflik ve estetik açıdan da at binmeye uygun olduğundan birçok halk tarafından benimsenmiştir. Kitaplarda anlatıldığına göre, Adige atının ünü ve değeri nedeniyle onun hediye olarak verilmesi hediye alana tarifi imkansız mutluluklar bahşederdi. Bu nedenle bir Adige, birini sevindirmek veya onurlandırmak istediği zaman ona genellikle kendi atını layık görürdü. Sözgelimi, Romanov ailesinin krallığı ele geçirmesi nedeniyle ( Mikhail Romanov’un Rus çarı olduğu yıl 1613 yılıdır.) 1616 yılında Adigeler iyi dileklerini bildiren konuşmalar eşliğinde ( exhuexhu ) ona en iyisinden 12 at hediye etmişlerdi.( 5, s. 15) 1632 Yılında Çerkesske Qudyenet (6) in oğlu Kyelmamet Mırza Rus Çarının yanına gittiğinde ona iki at hediye etmişti. Onunla birlikte giden Arestlen kardeşler de ( Briuq ve Tonjenxhan ) iki at hediye etmişlerdi. 1634 Yılında Kyelmamet Mırza Tekrardan Rus Çarına iki, arkadaşı Arestlen Tonjenxhan da iki at verdiler. 1636 Yılında Çerkesska Mutçsal Rus Çarı Mikhail Fedoroviç’e dört at hediye eder. 1638 Yılında Yyldar Mırza üç, Tsçırkov Murza dört atı birlikte verirler. Bölgemizden götürüp vermelerini beklemeden çar kendisi de Adige atı edinme imkanları aramıştır. Bu konuyla ilgili olarak Mikhail Fedoroviç’in emrinde bulunan ve Terç’ de yaşayan Syemen İvanoviç Csekhovskoy, Savve Potapoviç Narbekov, Grygory Uglev gibilerine 1641 Yılının Ekim ayında gönderilen şu belge ilginçtir: ‘’ Bana ulaşan haberlere göre Çerkesse Qudyenet’in oğlu Kyelmamet Mırza’nın oldukça iyi bir atı var. Bu at eğerimize yakışacaktır, kendisi de atı vermeye razı. Atı korumak için beraberinde bir Uerq ekibi de eşlik edecektir. Bu fermanımı alır almaz o atı Kyelmamet Mırza’dan alarak gemiyle Astrakhan’a getirin. Atı yürütürseniz zarar göreceğinden endişeleniyorum. Astrakhana yetişince onun büyüğü ( voyvoda ) Nikita İvanoviç Odoyevsk’in ekibine tutanak eşliğinde teslim edin. Atı dikkatlice gemiyle yanıma getirmelerini emrettiğimi söyleyin’’. ( 20.t. 1 doküman No: 132, s. 205, 206 ) Bu fermanın eline geçmesine iki ay kala Eylülün 12. gününde Nogay Ordusu Adigelere saldırır. Kyelmamet Mırza saldırıda direnenler arasında Balk yakınlarında savaşırken çarın siparişi olan o meşhur atın ölümüne engel olamaz. Bu nedenle bu at çarın eline geçmez. Belgelerden anladığımız kadarıyla 1645 Yılında Arestlan Tonjenkhan çara dört at götürür. 1648 Yılının 22 Nisan günü Rus Çarı Alexey Mikhailoviç Çerkesske Mutsal ve oğlu Qasbulat’ı davet eder. Mutsal tarafından bu ziyarette çara üç at ve bir tay ( Bu atların ikisi aygır, ikisi de rahvan idi ), (7), iki tüfek, iki yay, oğlu Qasbulat da bir aygır, bir rahvan, bir de yavrulu kısrak hediye eder. Tam da o yıl Çerkesska Yelmırza’nın oğlu Batırby ( Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra Petr adını almıştır) çara iki, Çerkesska Bydaçey’in oğlu Hatokhşıqo ise dokuz at hediye eder. Bu şekilde hediye edilen her atın karşılığında çar da onlara değerli hediyelerle karşılık verir. Örneğin: Baba oğul Mutsal ve Qasbulat’ın 1648 Yılında verdikleri 343 Som değerindeki hediyelere karşılık, 400 Som değerinde değerli elbise ve kaban yapımında kullanılmak üzere birçok deri çardan hediye olarak gelmiştir. Bunun yanında refakatçilerine de birçok hediye ve para vermekle birlikte, onları büyük bir ihtimamla ağırlamıştır.( 20,t.I, Doküman No:182, s. 291,292 ). On yıl aradan sonra 1658 Yılında Qasbulat yine çara yedi at daha hediye eder. Bütün bunlarla birlikte Çar’ın para ile de Adige atı satın aldığı olmuştur. 1647 Yılında Çar Mutsal’a 500 Som gönderir, o da bu parayla altı at alıp Çar’a yollar. ( 20 t. I, doküman No: 177 s. 283, 285 ). Bizim bu belgeleri ortaya koymaktaki amacımız Adigelerin hediye olarak gönderdiği atlarının sayısını toparlamak değildir. Pekiyi o zaman amacımız nedir? Amacımız sadece halkımızın aç gözlülükten uzak akraba ve arkadaşlarına iyilik yapabilmeyi bilen insanlar olduğunu göstermektir. Diğer Adige boyları da akraba ve arkadaşlarına at ve silah hediye ederlerdi. Örneğin Persler, Kırım Tatarları ve Nogaylar ve Kalmuklara. XIX. Yüzyıl başlarında Qeberdeyde at yetiştiren ve kaliteli damızlık at geliştirme konusunda çalışmalar yapan 58 hara vardı. Jann Csarl De Bess’in yazılarından anladığımıza göre sadece Misost 3.000 kadar ata sahipti. Diğer büyük baş hayvanlarının sayısı da bundan daha az değildi. ( I, s. 337 ). 1864 yılında Rus – Kafkas Savaşlarının henüz bittiği zamanlarda Qeberdeyde 300 den fazla atı olan 169 aile vardı. 100 den 200 ‘e kadar at sahibi olan aile sayısı 14, 200 den fazla atı olan ise 9 aile idi. Bu 192 ailenin toplam 728 aygırı ( erkek at ), 13.174 kısrağı (dişi at ) vardı. Sadece Cselber kardeşler 100 aygır ve 1500 kısrak sahibiydiler. Hatokhcsoqo Teymıryqo ile Hatokhcsoqo’nun ise 600 atı vardı.( 5, s. 23 ). O zamanlar Qodzoqo Luqmen ( Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra Dymytri Stepanoviç adını almıştı). Adige atının kalitesinin artırılması ve üretilmesi konusunda birçok faydalı işe imza atmıştır. Bu yüksek tahsilli insanın isteğiyle Balk’ın kuzeyinde haralar açılmıştı. Kuzey Kafkasya’daki Rus ve Kazak ordusunun en çok beğenip seçtiği atlar Adige atlarıydı. Bu nedenle çarın emriyle Maykop’taki hara 1892 Qeberdey’e nakledilmiş ve Acsebiy Harası’yla birleştirilmiştir.(43, s.22). Bununla birlikte Rusya’daki haralarda da 1917 Ekim Devriminden önce Adige atları yetiştirilirdi (26, s. 21). 1923 Yılında devlet eliyle Qeberdey’de tekrar haralar açıldı. Yeni birleşen kolhozlarda 1931 yılında SSCB’nin Sovyet Halk Komitesi’nde at yetiştiriciliği ve üretimiyle ilgili yapılan oturumlarda, ülkede açılması planlanan enstitülerde zooteknik çalıştırılması konusunda kararlar alındı. Bu enstitülerin biri Moskova’da açıldı. Aynı yılın eylül ayında da eğitime başlandı. İkincisi 1932 yılının yazında Psihkuabe’de (Pyatigorsk ) at yarışlarının yapıldığı Qeberdey Haras’ında açıldı. Bu okul Yesentvigu’e taşınarak iyi binek atlarının üretimi, kaliteli atların yetiştirilmesi konusunda çalışmalarını yoğunlaştırdı. Burası daha sonra yabancı ülkelerden getirilen kaliteli damızlık aygırların üretimi için kullanılan bir merkez haline geldi. Adige atlılarının karakışta kar altında Kafkas Dağlarını çepeçevre dolaşmalarına bütün dünya şahit olmuştu. Fırtına ve ayazda, taşlı- kayalı dağları aşmış olan Adige atlıları Klukhor geçidinden geçerek görenleri hayrete düşürürcesine Sonem’e girdiler. Bırakın kış mevsimini, yazın bile buradan geçebilen atlı sayısı çok sınırlıydı. (5,s. 41, 42). Üç bin kilometrelik yolu aşıp Kafkasya’yı çepeçevre dolaşan bu grup, daha üç ay bile geçmeden tekrar yola çıkarak 600 kilometrelik uzun Nalçik – Rostov yolunu 4 günde kat ettiler. İlginç olan şu ki; iki yolun da tamamını atlar ve atlılar eksiksiz olarak tamamladılar. Bu atlılar Adige atının kahramanlığını, gücünü ve dirayetini işte bu şekilde ispatladılar. 1937 Yılı Aralık ayında Vaskhnil’de yapılan toplantılarda dünyanın en ünlü 5 - 6 binek atı cinsi arasında Adige atlarının da adı geçmiştir ( 26, s. 16 ). O yıl yarışan bütün atları geride bırakan Adige atı Aslenbeç ( Aslen – Gali – Acsped ) şampiyon olmuştu. (8). 1940 Yılında Dünya Şampiyonasında birinciliği kazanan 1934 doğumlu Adige atı Babak ( babası Borey, annesi Jantyl ) S.M Budanya’nın adını taşıyan haradan getirilmişti. 1941-1945 yıllarındaki ikinci dünya savaşında ve önceki yıllarda pek çok seçme at orduya kazandırılmıştı. Orduya binek atı olarak seçilenler 147 cm. den kısa olmayanlardı. Ancak Adige atları 142 cm boyunda oldukları halde talep görüyordu. Bu atlar o çetin savaş yıllarında birçok zor işin üstesinden kolaylıkla geldiler. Sovyetler Birliğinin seçkin kahramanlarından Ukraynalı partizan lider S. A. Kovpak şöyle demişti : ‘’ İster orman altında, yamaçta, yokuşta olsun ister bataklıklarda, atın gösterdiği beceriyi gösterebilecek bir tek makine dahi yoktur. Binek atı olarak ordumuza verilen atlarla birlikte cumhuriyetimizin atlı süvari birlikleri Rostov yakınlarında düşman karşısında kahramanca savaştı.’’( 47). Savaşın devam ettiği 1945 yılının Nisan ayında SSCB’nin Sovyet Halk Komitesi ile VPK(B) Merkez Komitesi, kolhoz ve sovhozlarda birçok haranın kurulmasını ve bu haralardan daha fazla faydalanılmasını karalaştırmışlardır. Bu çalışmalar kolhozlarımızda hayata geçirilerek savaşta büyük bir fakirliğin içine düşmüş olan Ukrayna’nın Velikaya Aleksandrovka Rayonuna büyük katkıda bulunulmuş, bu çerçevede buraya birçok büyük ve küçükbaş hayvan hibe edilmiştir. Aynı yıllarda Adigeler ve Kuzey Kafkasya’nın diğer halklarının buraya gönderdikleri atlarla Velikaya Aleksandrovka köyünde kaliteli atların bulunduğu bir hara kurulmuştur (19, s. 235 )( 9 ). 1946 yılında ülkemizde yetiştirilen iyi cins atların uzun mesafe yürüme yarışmasında Quba Köyünden Ali Qadım’ın Adige cinsi atı 250 kilometrelik yolu 25 saatte yürüdü. Bu ünlü at seyircilerin hayret dolu bakışları arasında yarışın son iki kilometresini de dörtnala koşarak varış yeri olan Moskova hipodromuna birinci sırada girdi. Ne yazık ki bu güçlü at aynı yıl hayatını kaybetti. Quba Köyü sakinlerinin anlattığına göre, yarıştan dönen Ali Qadım kısraklarını yılkıya gönderir. Pırıl pırıl güneşli bir günde atlar yılkıda dağılmış yayılırlarken, birden kara bulutlarla kapanan gökyüzünden soğuk bir fırtına kopar. Sağanak yağmurdan sonra başlayan tolu atların korkuyla bir uçuruma doğru koşmalarına neden olur. Atları uçuruma doğru göndermemek ve tehlikeli araziden korumak isteyen bu aygır, at sürüsünün önünü kesip onlarla mücadele eder. Onları ağzıyla yelelerinden tutup yerlere atar. Böylece önden gidenleri durdurur. Tekrar aynı yöne koşmalarını engellemek amacıyla atlarla onların gitmek istediği uçurumlu bölge arasında koşarak tur atmaya başlar. Bu şekilde tur attığı bölgede bir çukura birikmiş olan tolunun üzerinden atlamak ister. Yağmur suyuyla karışmış olan tolunun ıslattığı yamaçtan aşağıya doğru kaymasıyla, birlikte at da uçurumdan aşağı yuvarlanır. Bu ata ismini veren, onu küçüklüğünden beri besleyip eğiten aygır çobanı Dıcsekv Aly telaşla atlara doğru koşarken olan biteni görür. Çabucak bindiği attan inerek bulunduğu tepenin üzerinde doğrulup karşı yamacın yankısıyla birlikte aşağıya doğru:’’ A-a-a-l-y-y-y Q-a-a-a-a-d-ı-ı-ı-m !!! ‘’ diye uzun bir çığlık atar. Aşağıya baktığında bu kanlı - canlı aygır buz, taş, su ve topraktan oluşan büyük bir kütlenin içinde kafasından başka bir yer görünmeden yatmaktadır. Dicsekv Aly aşağıda yatan atın iki gözünden gelen yaşların yanağından aşağı aktığına büyük bir hayretle şahit olur. Bu durum karşısında dayanamaz, olduğu yere çökerek uzunca bir süre hıçkırıklarla ağlar. Bu at ve adam o derece birbirlerini sevelerdi ki; atın ölümünden yıllar sonra bile Dıcsek Aly ömrü boyunca besleyip sevdiği aygırının her anılışında gözyaşlarına hakim olamaz. Bu olayı yıllar sonra Quba Köyü’nden Hesen’in oğlu Melbakhue Boris’ten dinledim. 1952 yılında Adıge atları tekrar 500 kilometrelik uzun bir yürüyüş için yola çıkarlar. Yolun yarısı iniş ve yokuşlardan oluşmakta, bataklık, sel ve taşlık arazinin içinden geçmekteydi. Bununla birlikte yürüyüşe elverişli alanlar da mevcuttu. 28 Mayısta Nalçik Hipodrumu’ndan başlayan yürüyüşte Csegem – Baxhsen – Zeyque – Gundelen – Heymacse Yaylası – Qermeheble (Kamennomostskoye ) – Dzeliquequaje – Quba – Soldatskaya – Qalekvih – (Proxladny ) – Maysky – Abey Kasbası ( Wrojayhoye ) – Pos adlı yerleşim yerleri gidiş güzergahı, Tersky – Andzorey ( Stary Lesken ) – Jemthele – Sovetsky – Djerpedjej – Dolinsk – Nalcsik adlı yerleşim yerleri de dönüş güzergahını oluşturmaktaydı. Atlılar atlardan hiç inmeden her gün 10 - 12 saat yol yürümekteydiler. Bu grup aralık ayının 5’inde Nalçik’e ulaştıktan sadece 2 saat sonra atlarla 2 kilometrelik bir sürat yarışı daha yapmışlardı (43, s. 26 - 27). Adige atının tarihinde bu gibi birçok istatistiklere ulaşmak her zaman mümkündür. Ülkemizde ve başka ülkelerde bu gün hala yaşayan ve anılan Adige binek atı iki cinstir. a) – Adige Atı ( Qeberdinskaya Poroda ). Bu at görünüş itibariyle fazla yüksek değildir. Aygırların yüksekliği: 150 cm. Göğüs çevresi 180 cm. Ayak bileği çevresi 20 cm. Kısrakların Ölçüleri ise 147 – 177 – 19 cm. Üç yaşlı Adige atlarının en hızlıları 2.4 kilometrelik yolu 2. 44 dakikada koşmuştur. Hızlı koşmalarının yanında Adige atları, çok yük taşıma ve kuvvetli olma özellikleriyle de bilinirler. Proyekt adlı erkek yarış atı 50 kilometreyi 1 saat 41 dakika 25 salisede koşma başarısını gösterdi. Bu cins atların ülkemizdeki toplam sayısı 10.000 den azdır. (6, s.49 ). b) İngiliz – Adige At Cinsi ( Anglo-Qabardinskaya Poroda ): Bu at cinsinin en süratlisi, 2. 4 kilometrelik yolu 2. 36 saate koşabilmiştir. Bu cins atlar ülkemizde Malke Harası ile Stavropol Bölgesinde Malokaraçeyevske Harasında ağırlıklı olarak yetiştirilmektedir. (6, s. 42). İleriki yıllarda Adige atlarının ünü ve kalitesinin artıp artmaması öncelikle Cumhuriyetimizde bu işle ilgilenen haraların, köylerdeki çiftliklerin tek başına veya grup olarak, at yetiştirmeye başlayan herkesin atlarla ilgili bilimsel gelişmeleri ve buluşları takip edip etmemelerine bağlıdır. Bol ürünümüz olursa mutlaka iyi atlarımız da olur. ‘’ İyi at sahibinin aynasıdır’’ sözünü bu yüzden söylemiştir Adigeler. At binip yola çıkmadan önce bu konuyla ilgili Adige Xabzelerinin ( örf ) öğrenilmesi gerekmektedir. Ata binerken uygulanan usuller, at üstünde giderken uygulanan usuller, kadınla karşılaşıldığında uygulanacak usuller, bir büyüğe veya atlı bir gruba rastlandığında uygulanacak usuller, haçvecslerdeki ( misafirhanelerdeki ) usuller.
11/8/2008
 Değerli Soydaşlarım,
Sevgili Kardeşlerim. Kısa bir süre önce Kosova�nın bağımsızlığının tanınmasıyla sonuçlanan son derece önemli tarihi bir sürece hep birlikte şahit olduk. Bu süreç, Abhazya Cumhuriyeti Devleti�nin Bağımsızlığı�nın da uluslararası camia tarafından tanınmasının uzun zaman almayacağı konusunda umutlarımızı daha da güçlendiriyor. Esasen dünyadaki politik dengeler hangi yönde değişirse değişsin halkımızın hedefinden en küçük bir sapma göstermeyeceği muhakkaktır. Ancak Kosova�nın tanınması da Abhazya açısından göz ardı edilemeyecek bir emsal teşkil etmiş ve bu konudaki çalışmalarımızda güçlü bir dayanak noktası olmuştur. Bizim temel hedefimiz devletimizin tanınmasını sağlamak, ülkemizi ve ulusumuzu Gürcistan�ın neden olduğu tehditlerinden koruyabilmektir. Bu amaçla Abhazya yönetimi olarak tüm gücümüzle ve her alanda tam bir seferberlik ilan etmiş durumdayız. Bu yüzden her zamankinden daha çok güçlü olmamız, dayanışmamız ve ulusumuzun geleceği için omuz omuza vermemiz gereken çok özel bir dönemden geçmekteyiz. Tarihin bizlere sunduğu bu şansın önemini kavrayarak halkımızın yaşadığı her noktadaki tüm kuruluşlarımız, Abhazya�nın tanınma mücadelesinden yüz akıyla çıkabilmesi için kesin bir beraberlik içinde olmalıdırlar. Bu süreçte Abhazya devletininde tüm gücüyle yanı başınızda olacağına inanmanızı isterim. Karşılıklı olarak güçlerimizi birleştirdiğimizde de herkesin gıpta edeceği örnek bir başarıyı elde ederek hedefimize ulaşacağımıza tüm kalbimle inanıyorum. Bu gün kişisel sorunlarımızı bir kenara bırakmamız ve tüm gücümüzü asıl problemin çözümüne sarf etmemiz gerekmektedir. Devletimizin ve milletimizin geleceği ve onlarca yıldır sürdürdüğü tekrar bağımsız bir devlet olma mücadelesi için Abhaz-Abaza ve diğer Kuzey Kafkasyalı kardeşlerimizin oluşturdukları tüm kuruluşların, özellikle de Kafkas-Abhaz Dayanışma Komitesi ve bir çok ülkedeki Abhazya Devleti Temsilciliklerinin tam bir dayanışma ve senkronizasyon içinde hareket etmelerinden başka yolumuz bulunmamaktadır. Bu kuruluşlarımızın bir an bile vakit yitirmeden derhal çalışmalarına başlamaları büyük önem taşımaktadır. Sizlerin desteğinize güveniyor ve inanıyorum! En derin saygı ve sevgilerimle. Sergey BAGAPŞ Abhazya Cumhuriyeti Devlet Başkanı Sukhum - 07 mart 2008
6/8/2008
Çeçen-Rus Savasi Rus birligi dağda bir mağarayi kusatmis. Mağaradan bir ses gelmis. -Bir Cecen 10 Rusun hakkindan gelir diye. Komutan 10 asker yolllamis. Çatisma sesleri duyulmus ve -Bir Cecen 30 Rusun hakkindan gelir diye bir ses daha. Rus komutan sinirlenmis 30 asker daha yollamis.Yine çatisma sesleri, sonra -Bir Cecen 50 Rusun hakkindan gelir diye bir ses daha gelmis. Komutan iyice sinirlenmis ve 50 asker daha yollamis. Çatisma seslerinden sonra komutan bir bakmis askerin biri kan revan icinde surunerek geliyor,olmek uzere iken komutana; -Sakın gitmeyin komutanim bu bir pusu,magarada bir degil iki Cecen varmıs. YASİN Bir gün okula yeni gelen din kültürü öğretmeni tanışmak için öğrencileri kaldırır. öğretmen öğrencinin birine : senin adın ne bakalım fatih hocam ne güzel ismin var oku bakalım fatiha suresini der. daha sonra sıra ile isa yı, yunus'u vs. tüm öğrencileri kaldırır ve ilgili sureleri okutturuz. arka sıralarda kızaran, terleyen çekinen saklanan birini görür ve onu ayağa kaldırır. olum senin adın ne bakalım Küçük Kabardey heyecenlı bir şekilde; benim adım yasin hocam ama arkadaşlar bana kısaca kevser derler. NAMAZ Kaberdeyle Çeçen aralarında konuşuyorlarmış. Kaberdey - biz artık günde sabah, öğlen ve akşam olmak üzere "3 vakit" namaz kılıyoruz. Siz de namaz kılın artık demiş. Çeçen karşı çıkmış. - olmaz öyle şey günde "3 vakit" çok değil mi, hergün yerine getiremeyiz demiş. Fakat huzursuz da oldular. çeçenler aralarında konuşmuşlar bir grup gitsin bunun aslını öğrensinler biz de onlara uyalım demişler. Grup gitti, aradan uzun zaman geçti fakat, gruptan dönen olmuyor. Neyse bir gün köyün uzağın da bir kalabalık göründü, tamam demişler bizim gidenler geliyor. Uzaklardan bağırmışlar - üç vakit indimi...indimi... diye, ordan da biri bağırmış -nah indi...2 de bindi. KARA ÖKÜZ Abhaza bir dede ölüm döşeğinde yatmakdayken son nefesine sayılı zaman kalmışken çocukları odasına girer. Sorarlar baba en helal malın nedir , söyle bize onu satıp borçlarını ödeyelim. Abhaza dede çocuklarına masumca bakar ve konuşur. Kara öküzü satın. Onu çalarken çok eziyet çekmiştim. Gece vakti tarlada kaybolmuştu. Tarla kara, öküz kara ara Allah ara. En helal malım odur. KÖPEK Bir zamanların korkulu rüyası KGB bir Hatkoey bir Abzex birde Kabardey'i esir alır. Ajanlar üçünede birer tane köpek verir. "bu köpekleri eğiteceksiniz koklayarak herşeyi bulacak ne dersen anlayacak v.s v.s" Bizimkileri atmışlar birer genişçe odaya 6 ay süresince yetecek yiyecek içecek v.s eksik edilmemiş "6 ay sonra geleceğiz köpekler istediğimiz gibi yetiştirilmemiş olursa öleceksiniz" diyip kapıları kitleyip çekip gitmişler. Gel zaman git zaman derken 6 ay dolmuş KGB ajanları bizimkilerin kaldığı koğuşların kapılarını birbir açmaya başlamışlar önce Hatkoe'in kapısı açılmış Tüm yemekler bitmiş vaziyette Hatkoey uyumakta köpek gelen ajanlara saldırmış köpek vurulmuş uyandırılan Hatkoeyde idam edilmek üzere götürülmüş. Abzex'in kapısı açılmış köpek son derece sıkı eğitilmiş bir durumda terlik denince terlik getiriyor otur kalk, v.s derken gerekli tüm komutları öğrettiği görülüyor. Abzex serbest bırakılmış. Sıra Kabardey'e gelmiş ajanlar kapıyı açmışlar bizim Kabardey alem yapıyor elinde bir şişe oynuyor köpek nerde dedikleri an köşeden sıska kurumuş vaziyette ayaklarını sürüyerek çıkıyor köpek, bizim Kabardey'in yanına yaklaşıyor Ve. -Muhamed ka'a şakho deuk gıpiki gızetıt (Muhammet ne olur şurdan biraz ekmek kopartıp versene ) DISSSSS Uzunyayla çerkezlerinden biri, bir gün şehre gelir. Çarşıya gitmek için otobüse biner. Artık gideceği yere geldiğini anlayınca ayağa kalkar ve kapıya yönelir. Otobüs durur, kapı tısss diye ses çıkararak açılır. Adam, otobüsten inmez, gider yerine oturur. Tekrar kapıya yöneldiğinde yine aynı sesi duyar, tekrar yerine oturur. Son durağa kadar gider, otobüste başka yolcu kalmamıştır. Şoför adama sorar: -Amca, gideceğin yeri mi şaşırdın? Adam: -Yok evladım, yolumu şaşırmadım. -Peki, niçin inmedin? -Eee oğlum, kaçtır kalkıyorum ineyim diye, kapı bana otur diyor. Ben de gidip yerime oturuyorum. Meğerse Çerkezcede Dısss “otur” demekmiş. Adetin Zamanı Değil Yaşlı çerkesin birinin bir çiftliği varmış.bu çiftliğinde bir tavuğu yumurtlamaz olmuş. çerkes günlerce beklemiş,bakmış olacak gibi değil tavuğa demiş ki:" ulan" demiş."bu gün de yumurtlamazsan seni keserim welehi".tavuğu çaktırmadan arkasından takip etmiş, tavuk kümese girince tavuğu göremez olmuş.yavaşça kafasını uzatıp bakmış.tavuk orda oturuyormuş. yaşlı çerkesi görünce ürküp geri kalkmış tavuk.çerkes: " otur otur şimdi adetin zamanı değil"demiş. Dantel tigi Çeçenin biri televizyonunu tamire götürmüs. Sormuslar nesi var diye. Oda bilmiyorum, bir aksam televizyon izlerken dantel tigi ile kulagimi karistiriyordum. Karistirirken karistirirken kulagim birden feci sekilde agrimaya basladi ve televizyonun seside ayni anda gitti demis. Abazanın Biri abazanın biri terziye gitmiş yahu kuzum hafta sonu düğün var bana kıyak bir takım elbise dik parasını hafta sonu veririm demiş. terzide dikmiş elbiseyi. hafta sonu gelmiş terzi abazanın kapısına dikilmiş. parayı ver demiş. abazada vallaha kuzum demiş tarlayı su bastı ekinler mahvoldu bi dahaki ay gel demiş buğday parasında veririm. bir ay iki ay bir sene olmuş terzi abazadan parasını alamamış. elbisenin parasını senden öbür dünyada alırım demiş terzi. abazada yahu kuzum o kadar uzun vade yapacağını bilseydim iki takım elbise diktirirdim demiş........... Çeçen İle Abaza Çeçenle abaza aynı siperde savasıyorlarmış. cecen vücudunun yarısını dısarıya cıkarıp sarjörü bitinceye kadar mermısını düsmana sıkyormus abaza ise sadece silahını siperden cıkarıp rastgele mermı sıkıyormus. çeçen bu ise kayıtsız kalmamak için abazaya kızmış mermımız az attıgın yeri görerek sık mermıyı demıs abaza ise gayet kendınden emın bı sekılde şeytan görsün yüzlerini demiş..:) Dama Çık Dama Uzunyayla-y.kızılçevlik köyünde geçen bir olay. Bu köy kayseri-malatya yolu kenarındadır.köyde yaşayan ve uykusu ağır bir gence arkadaşları oyun oynamak isterler.harman zamanı bu genç karyolasını dama çıkartmış ve yatmış.arkadaşları uykusu ağır olan bu kişiyi uyandırmadan karyolasıyla beraber ana yola taşımışlar ve orda öylece bırakmışlar.bir müddet sonra yoldan bir tır gelmiş yoldakini görünce kornasına basmış.genç önce aldırmamış tır kornasını uzun uzun çalınca yatağından dogrulmuş ve haykırmış:gel allahın cezası ,dama çık dama! ALLAH AŞKINA OTURUN Ömründe hiç camiye giderek, cemaatle birlikte namaz kılmayan bir Çerkes büyüğü 'Cemaatle acaba nasıl kılınıyor' diyerek caminin yolunu tutmuş.Çerkes büyüğü tam camiden içeri girerken, cemaatte namazı kılmak için ayağa kalkınca Çerkes büyüğü patlatmış bombayı; Allah aşkına rahatsız olmayın BU NE BİÇİM İDAM Hatgoyun birini idam edeceklermiş... hatgoyu idam yerinegetirmişler ipi hatgoyun boynuna takmışlar ayağındaki idam sehbasını çekmişler ip hatgoyun boynunu sıkmaya başlamış...hatgoyda:''Bu ne biçim idam boğuluyorum yaww''demiş ÇOCUK Bir abazanın 50 yaşın üzerinde evlenmemiş bekar oğlu varmış, komşuları bir gün ziyarete gitmişler. Hep birlikte otururlarken biri adamın annesine oğluna yakışacak iyi bir kız olduğunu ve artık bu oğlanı evlendirseniz demiş. Bunun üzerine kadın ; (tabi abaza şivesiyle) Yahuu allahınız aşkına ÇOCUĞUN AKLINA DAHA ÖYLE ŞEYLER SOKMAYIN !!! demiş :)) ATI NEREYE BAĞLAYAYIM? Bir gün birisi bir Abhaz evine misafir olmuş. Bir-iki-üç gün derken baya kalmış. Nihayet sonunda gitmeye karar vermiş. Atını getirmişler hazırlıyorlar tam o sırada ev sahibi gelmiş.Bakmış misafir gidecek gibi nezaketen "kal" demiş.Misafir, "aman yok olmaz, yok artık gitmem lazım" gibi şeyler söyleyince, ev sahibi misafirin iyice gitmeye niyetli olduğunu anlamış.Ev sahibi olayı biraz daha abartıp, "yok gitme, olur mu kal" diye ısrar etmiş.Misafir ''peki o zaman'' demiş. Dönüp ev sahibine "atın ipini nereye bağlayayım demiş."Ev sahibi umutsuzca "dilime bağla" demiş. Atesin varmi sigos Ruslar uzaya adam gönderecekler fakat kendilerini riske atmak istemiyorlar. zorla bir abaza bir kabardey bir de hatıkoy bindirirler uzay aracına. Abazaya son isteğini sorarlar ;yakıt tankının yanına bir de içki tankı ister Hatıkoy'a sorarlar;güzel bir çerkez kızı ister Kabardeye sorarlar: yetecek kadar sigara ister 15 yıl sonra gemi iner .ilk önce abaza çıkar ayakta zor durmaktadır hala sarhoştur.arkasından hatıkoy arkasında bir kadın ve 3 çocuk.en son kabardey iner,üzgündür.etraftakilere sorar; -ateşi olan var mı sigoş Kabardeyler Tren Garında Üç kabardey tren garına giderler.Bilet alınır.Ancak trenin saatine henüz vakit vardır.Üç kabardeyde garın yanında bulunan kahveye giderek treni beklemeye başlar.Çaylar, kahveler gelir, gider.Sohbet muhabbet derken trenin sesi duyulur. Kabardeyler hemen fırlarlar ama treni kaçırırlar.Tekrar bilet alınır ancak tren saatine yine vakit vardır.Tekrar kahveye giderler.Yine aynı muhabbet derken tren sesi duyulur.Hemen fırlarlar ama treni yine kaçırırlar.Bilet tekrar alınır. Trenin kalkmasına yine bi vakit var.Tekrar 'kahveye gidelim ancak bu sefer UYANIK olalım' derler.Kahvede yine sohbet muhabbet derken trenin sesi duyulur ve kabardeylerden ikisi atik bir şekilde koşarak trene yetişir ancak biri yine garda kalır ve başlar kahkahalarla gülmeye.Durumu gören gar görevlisi merak eder ve kabardeyin yanına giderek 'ya hemşerim, üç seferdir bilet alıyorsun ve treni kaçırıyorsun.Birde kahkaha atarak gülüyorsun.Senin derdin nedir'diye sorar. Kabardeydecevap verir.'az önce trene binen iki arkadaşım varya, onlar buraya beni yolcu etmek için gelmişlerdi' KAZMA KÜREK AVŞAR Pınarbaşı’da Cuma günleri köylüler kazaya gelirler. Hem Cuma namazını kılarlar hem de evin alışverişini yaparlar. Nalburiyeci Çerkez, müşterilerini şahsen tanıyor, ama isimlerini bilmiyormuş. Veresiye defterine şöyle yazıyor: Kazma kürek: Avşar GENE İYİ SÜRDÜ Pınarbaşı ilçesinde yaşayan Çerkezlerin imam nikahı yaptırınca imama bol bahşiş verme gibi bir adetleri varmış. Bir gün imamın biri nikah kıymış, bahşişini beklemiş ama vere vere imama bir havlu vermişler. İmam, boynunu bükmüş, ne desin garibim. Lakin aradan bir hafta geçmeden nikahını kıydığı gençler ayrılınca, köylüler imama takılmışlar: -Nasıl imamlık böyle, kıydığın nikah bir hafta sürmedi. İmam da şöyle cevaplamış: -Verdikleri bir havlu, bir havluya bu nikah gene uzun sürdü. AT ÇALARKEN ŞEHİT OLMUŞ Bir mecliste herkes soyundan sopundan bahsederken Avşar Ahmet dayanamamış: -Bana bakın emmiler! Benim dedem Çanakkale’de öldü, onun gardaşı Arıburnu’nda ölmüş. Dedemin babası Cihan Harbinde Hicaz’da ölmüş. Bunlar uzaktakiler. Yakından haber ver derseniz, abiyim de Kurt Kulağı’nda Çerkez’den at çalarken şehit olmuş Vites Kolu Vaktiyle, Çerkes köylerimizden birinde yaşlı bir Kabardey ilçedeki işlerini halledebilmek için ilçe arabasının gelmesini beklemektedir.Oldukça da acelecidir. Bir zaman sonra araba gelir. Kabardey, şoföre bin bir laf söyledikten sonra yerine oturur. Yol boyunca sürekli şoföre daha hızlı gitmesi, bir an önce ilçeye yetişebilmesi için söylenir durur.Bir zaman sonra şoför arabayı kenara çeker ve motoru açar. Kabardey’de sinirle yanına gider. - Ne oldu evladım? - Sorma amca, der şoför. Vites kolunda bir problem var. - Vites kolu nedir? - Hani sağ tarafımda duran bir kol var ya, deyince Kabardey cevabı yapıştırır. - Wollihi ben onu bozacağını biliyordum. Yola çıktık çıkalı onunla oynuyorsun. Abhaz Abhaz beyi ölmüş, öbür dünyaya gitmiş. Görevli melekler Abhaz'yı,sırasını beklemek üzere, hesap kitaba çekileceği yere bırakmışlar.Aradan yarım saat geçmiş, bir grup zebani ellerinde koca gürzler, Abhaz beyine pata küte vurup gitmişler. Bir yarım saat sonra yine bir grup zebani, yine pata küte girişmişler. Bu ani saldırılar karşısında Abhaz afallamış.Nasıl afallamasın ki? Dünyada izzet ikram gören, saygı gören bir insan olarak bunları düşünürken, üçüncü bir zebani grubu daha gelmiş, tam vuracaklarken Abhaz: - Bir dakika durunuz lütfen! demiş. Eğer siz böyle yaparsanız bilmiş olun ki bir daha buraya hiçbir Abhaz gelmez Tembel Çerkes, tarlanın bir yerinde, elinde çapa, üzerinde takım elbise, oturmuş bir sandalyeye, çapa yapmaktadır güya!Oradan geçmekte olan bir Mıjık, görür bu durumu! Hayretler içinde sorar? - Ya Çerkes, sen ne yapıyorsun öyle? Hiç oturarak çapa yapılır mı? Çerkes çok kızar bu eleştiri karşısında Mıjık'a - Vollihi, denemedim mi sanıyorsun! Yatarak hiç kazılmıyor ki! Berber Berber dükkanına çerkezin biri girmiş.. çerkezi gören berber başlamış B:geçen gün bir çerkez müşterim geldi şöyle babayiğit cengaver... demez mi beni susuz traş et diye vallahi adamı susuz sakal traş ettim gıkı çıkmadı.. Bunu duyan bizim ki dururmu oturur oturmaz Ç: Bende çerkezim berber efendi beni de susuz traş et.. B: Hay hay Traş başlamış yüz kan revan içinde bizim ki baktı olmuyor traşın daha yarısı Demez mi benim yarım türktür diğer tarafı sabunla... Mümkünse Elbay Kabardeylerden biri askere gider.bölük komutanı herkese görevlerini verir.kabardey en sondadır ve sıra ona gelir. Komutan sorar: -seni ne yapıyım şimdi? Kabardey cevaplar (kabardey şivesiyle) -mümkünse elbay mümkün değilse yerbay!! Nerden Bildin ? Hatıgoy Hemşerilerimizden biri Adiğeye Akordion almaya gitmiş..Girmiş bir dükkana.. ve satıcıya akordion fiyatını sormuş..satıcı "biz Hatıgoylara akordion satmıyoruz" demiş.. Bizim Hatıgoy şaşırmış ve oteline gidip üstünü başını değiştirerek yine gelmiş.. adam yine "biz Hatıgoylara akordion satmıyoruz" demiş.. Bizimki iyicene huylanmış ve takma sakalbıyık takarak bütün görünüşünü değiştirmiş. Dükkana gelip akordionu yine sormuş.. Adam Yine "bizHatıgoylara akordion satmıyoruz" demiş.. Bizim ki olaya hiç bi anlam verememiş ve "iyide Hatıgoy olduğumu nerden biliyosun!??"demiş. Satıcı cevap vermiş: "Bir saattir kalorifer peteğini akordion diye soruyosunuz da ondan" :)) Sanmıştım ki ! Abazanın biri ceza alır ve tarlada çalışmaya başlar .ruslar başına da bir asker dikerler kontrol etsin diye. asker abazanın çalışmadığını görür ve hemen yanına gider : -düş önüme! Abaza: -ne oldu bana ne yapacaksınız? Asker gülümseyerek; -idam edileceksin asmaya götürüyoruz! Abaza rahatlar: -oh be bende çalışmaya götürüyosunuz sanmıştım! Vuramadınız mı ? Yaşlı bir Çerkes Thamatesi seyahate çıkmış. büyük bir şehrin civarına yaklaşınca soluklanmak için bir ağacın altına oturmuş..Şehirdende habire top sesleri geliyormuş. Ne olduğuna anlam veremeden düşünürken çobanın biri koyunlarıyla ihtiyarın yanına yaklaşmış.. Çobanı gören çerkes ihtiyar hemen sormuş; "Evladım şehirde niye bu kadar çok top atılıyor" Çoban ; " dede dede Stalin geliyor o yüzden atıyorlar bu topları" cevabı duyan ihtiyar şöyle bir sakalını sıvazlayarak düşünmüş ve; "E sabahtan beri vuramadılar mı?" demiş ... Wunafe Kabardey köyünün birinde güzel bir kiz yasiyormus. Bu kizin sehirden bir kaseni varmis. Bir gün kaseni kizi evine kadar getirmis. Bunu gören köyün delikanlilari cok kizmislar ve köyün cikisinda cocugun yolunu kesmisler. Seni dovecez arkadas demisler. Delikanli ben yalinizim ama siz bes kisisiniz, bu adaletsizlik olmuyor mu demis. Kabardeyler bir an duraklamislar ve haklisin demisler. Bize bir dakika müsade et deyip ve on metre ötede wunafe yapmislar. Sonra cocugun yanina gelmisler ve tamam demisler Hasanla Murat senin tarafindan olacak...
6/8/2008
 • Adıgeler "demokratik" ve "aristokratik" diye nitelendirilebilecek iki grupa ayrılıyordu.
Bu iki grup ve alt grupları arasında,ortak özellikler yanında farklılıklar da vardı. Bu nedenle, her konuyu kapsayan ortak bir Adıge (Çerkes) özellik ya da karakterinin bulunduğu söylenemez. Birbirine benzeyen özellikler, genellikle büyüğe ve yaşlılara saygı, kız erkek görüşmesinin nişanlılık öncesinde serbest olması, kızın kaçarak da evlenebilmesi, gelinin kocası ve diğer erkeklerle bir süre konuşmaması, kocasıyla birlikte görünmemesi, birlikte yemek yememesi,kocası gelmeden yatmaması, kendinden büyük aile bireyleri yanında oturmaması, vb.
• Sınıfsal olarak,derebeyi topluluklarında,sözgelişi K'emguylarda,sıkı bir kaynana (guaşe/?????) otoritesi vardır, gelin kaynanasından izinsiz bahçe dışına adım bile atamazdı. Bu sıkı disiplin ve gelenek farklılıkları nedeniyle, demokratik ve derebeyi toplulukları arasındaki evlenmeler de sınırlı düzeydeydi.
• Değişik özellikler, daha çok, iş yaşamı ve konuk ağırlama alanlarında görülür.Aristokratik ya da derebeyi topluluklarında köle kadınlar tarlada çalıştırılırken, özgür kadınlar, ev işleri dışında çalıştırılmazlardı, ayıp sayılırdı.
Aynı biçimde soylu sınıfı da kol gücü gerektiren işlerde çalışmazdı, soylular için çalışmak, kendileri açısından aşağılayıcı ve ayıp bir uğraş sayılırdı. Ama demokratik topluluklarda aksine bir görüş vardı, kadın-erkek herkes, en zengin ve yönetici olanlar dahil, herkes tarlalarda çalışabilirdi. Örneğin, Şapsığlarda konukluk süresinin bir hafta olduğu, ardından konuğun da ev halkından sayılarak, ev halkı ile birlikte çalışması gerektiği anlayışı da vardı. Demokratik topluluklarda çalışmamak ve tembellik ayıp sayılır, kınanırdı. İlkbahar aylarında,1950'lere değin,nakaratlar biçiminde iş türküleri söyleyerek,tarlalarda imece usulü (hafı/?????) ya da ödünç gün karşılığı mısır çapalayan kalabalık Şapsığ ve Abadzeh topluluklarıyla sık sık karşılaşılabilirdi (Düzce,Sakarya,Samsun,vb birçok yerde).O dönemler,serpme usulü mısır ekiliyor,daha ileri bir teknik olan çizi (sıra) usulü mısır ekimi,Türkiye Türk ya da Adıge köylüleri tarafından henüz bilinmiyor,çapa işi için çok kişinin birlikte kol gücü gerekiyordu.

Konuk ağırlama biçimleri,soylular ve köleler
• Bütün Adıge toplulukları konukseverdir,evine gelen bir konuğu ağırlar.Ancak,farklılıklar vardır.Örneğin,Kabartay ya da derebeylerine bağlı köylüler,istemeseler de,bir angarya olarak derebeyinin konuklarını ağırlamak zorundaydılar.Ayrıca konuk ağırlama yükümlülüğü bulunmayan köle nüfusu da çoktu.Sonuç olarak,Kabartay geleneğinde,demokratik topluluklarda olduğu gibi,tanımadığı ve karşılaştığı birini,evine konuk olarak "buyur etme usulü" yoktur;bu nedenle,sözgelişi Kabartay'ın evine çağırılmadan girmek,bir emrivaki yapmak ve ağırlamalarını istemek gerekir,o zaman konuk ağırlanır.Aksi takdirde,Kabartay geleneğinin bu farkını bilmeyen,sözgelişi bir Abadzeh ya da Şapsığ'ın sokakta kalması işten bile değildir.Başka bir yarı feodal topluluk olan K'emguylarda ise,haberli olarak konuk olmak ve ziyaret makbuldür.Ama kendiliğinden kapıyı açıp bahçeye giren her konuk ve ziyaretçi kabul edilip ağırlanır,ama bu geliş biçimi şık bir geliş biçimi olarak algılanmaz.Vıbıhlarda ise her köyün bir ortak konuk evi bulunur,akraba ve tanıdık kişiler dışındaki konuklar köy konuk evinde ağırlanırdı.
• Kölelerin konuk ağırlama yükümlülükleri yoktu.Köle nüfusu fazla olan topluluklarda geleneksel farklılıklar da oluşmuştur.Köle olmayan birinin,sözün gelişi köle birine konuk olması olacak şey değildir,ayıplanmaya,dahası toplumdan dışlanmaya da yol açabilirdi.Köle bir erkeğe kaçan köle olmayan bir kız ise,en azından,çok ayıplanır,çoğunca ailesi,soyu ve akrabaları tarafından red edilir,dahası köle gibisine aşağılanırdı.Bu tür feodal anlayışlar,zayıflamış da olsa,Türkiye'de yer yer,varlığını halen sürdürmektedir.Yine de,köleler,Adıge geleneğinin korumasından yararlanırlardı;demokratik topluluklarda azatlı kölelerin köle kökenli oldukları yüzlerine vurulmaz,kendileri için ayağa kalkılarak karşılama yapılırdı.Bir Adıge karşısında ayağa kalkmamak,o kişiyi köle gibi aşağılamak anlamına gelirdi ve sonucu korkunç olabilirdi.Ancak,derebeyleri,statü olarak alt düzeylerinde olan kişiler karşısında ayağa kalkmazlardı.Demokratik topluluklarda,tam köle de olsa, zayıf insanların ezilmelerine ve açıktan aşağılanmalarına izin verilmez,köle kızlarla evlenilebilirdi.Bu tür örnekler Şapsığ ve Abadzehler arasında çoktu.Azatlı köle erkeklerin,özellikle Şapsığlar arasında yalnız ve çocuklu dul kadınlara içgüveyi (tlekhehaj/??????????) olmaları da kabul görürdü.Köleler,feodal dönemde,en çok,soyluların ve işbirlikçileri olan zengin köylülerin borç alacağı,tutsaklık,vb nedenler karşılığı köleleştirdiği,sömürdüğü ve aşağıladığı yoksul köylülerdir. Bunların Tanrı tarafından "aşağı" bir soy ve "kirli" bir kandan gelme olarak yaratıldıkları,mızmız,sürekli yakınan,köle damarı günde yedi kez başına vuran,doyumsuz ve yüz verilmemesi gereken kişiler oldukları biçiminde tipik bir soylu ideolojisi oluşturulmuştu.
• Derebeyi topluluklarında,soylu (pşı-verk) olanların,özellikle kadınlar arasında,üstün bir "soylu ve temiz kan" (????1?;????????) taşıdıklarına,özellikle soylu kızların tükürüklerinin (1????) ve dualarının "şifa verici" (ezeğu/1??????) olduğuna inanılırdı.Bu tür feodal inanışlar,1950'li yıllara değin,Türkiye'de hala yaygındı.Soylu kızlar,sözgelişi Besleneylerde hastalara götürülür,tükürükleri şifa niyetine yaralara ya da hastalara sürülür,dua ettirilirdi.
Ceza verme biçimleri
Adıgelerde,derebeyi toplulukları dışında,yani demokratik topluluklarda,çok özel durumlar dışında,ölüm cezası yoktu.En ağır ceza,ölümden de kötü bir ceza olan toplumdan dışlanma ya da kovulma,yani bir tür aforoz cezasıydı.Böyle bir kişi ile,o topluluk ya da başka bir topluluk içinden hiç kimse konuşmaz ve onu yanına sokmazdı,"ünü" de hızla bütün bir ülkeye yayılır,bu tür cezalı kişiler,sonunda ve çoğunlukla intihar etmek ya da bir soyluya köle (vıneut) olmayı kabul etmek zorunda kalırdı,bu arada,en küçük bir olayda, yeni efendisi tarafından burdurularak satılabilirdi de. Aristokratik topluluklarda derebeylerinin kölelerini öldürebilmeleri yanında,köle olmayanların da,işledikleri suçlar nedeniyle kovulması,köle (vıneut/???1??;ev hizmetleri kölesi) yapılması,satılması,sözgelişi Rus hükümetince yasaklanmadan önce,derebeylerince öldürülmesi durumları da görülebiliyordu.Yargılama ile verilen ölüm cezaları,genellikle "psıkhadze" (????????),yani taş bağlanıp suda boğulma, Muhammed Emin'in kurdurduğu şeriat mahkemelerince verilen ölüm cezaları da,çoğunlukla kurşuna dizilme biçiminde yerine getirilirdi.Adıgelerde geleneksel anlamda hapishane yoktu,cezalar çalışma ya da maddi bir bedel karşılığı yerine getirilirdi.Ancak,casuslara ve düşmanla işbirliği yapanlara karşı en ağır cezalar uygulanırdı,ama yine de,işkenceye ve aleni aşağılamaya izin verilmezdi.Rus tutsaklara bile işkence yapılmazdı.Bu nedenle çok sayıda Rus eri firar edip Adıgelere sığınıyordu.
• Feodal topluluklar arasında,feodal iç bölünmeler nedeniyle,dayanışma zayıftı;ama Abadzeh ve Şapsığ gibi,Meotlar döneminden kalma bir arkaik demokrasisi bulunan topluluklar çok sıkı bir dayanışma içindeydiler,bu nedenle bunlar,yapılan dış saldırılara sert ve toplu karşılık verirlerdi,düşman da işbirlikçiler bulamaz ve sonunda çekilmek zorunda kalırdı.Natuhay,Şapsığ,Hak'uç,Vıbıh ve Abadzehler'de egemenlik "feqotl" (kendi başına buyruk kişi) denilen,efendisiz ve eşit haklı özgür bireylerden oluşan halka aitti.Yarı feodal toplulukların "fekotl" (??????1;Kabartayca: ????????1) kesimi ise,efendili,yani derebeylerine bağlı idi,ama fekotl'lar ,isterlerse efendilerini terk edebilir,serbestçe başka yerlere yerleşebilirlerdi.
• Adıgeler arasında,özellikle derebeyi toplulukları içinde sert bir kan gütme geleneği ve karşılıklı öldürmeler yaşanırdı.Ayrıca yoksul köylüler ile derebeyleri arasında sık sık çatışmalar olurdu.Adıge halk ozanı Tsığo Tevçoj'un (??????? ?????) "Pşı-verk zav" (Derebeyi Savaşı) adlı şiirsel destanı ve ünlü yazar İshak Meşbaş'ın "Bzıyqo zav" (Bzıyko Savaşı;Türkçesi "Bitmeyen Umutlar",Ankara,1994) adlı romanı bu tür konuları işlemektedirler.
Mülkiyet anlayışı
• Özel mülkiyet yanında,köy meraları,orman ve su kaynakları gibi mallar üzerinde ortak toplum mülkiyeti vardı.Miras konusunda ise,Şapsığlar ve köleler (pşıtlı/????1?) kadına erkek ile eşit miras hakkı (ç'en/?1??) tanırken,feodal topluluklar ile Abadzeh ve Vıbıhlar tanımıyorlardı. Köleler üzerinde de sahiplerinin özel mülkiyet hakkı vardı.Özellikle en alt düzey köleler (vıneut) toplantı ya da ziyafetlerde ayakta,elleri üstüste ve sessizce kapı kenarında hizmete hazır bekletilirlerdi.Özgürlüğünü bir bedel karşılığı satın alan kölelere,"azatlı köle" (pşıtlı şhaşefıj/????1? ???????????) denirdi,bunlar özgür köylü (feqotl/??????1) haklarına sahip olsalar da,yine de,eskiden köle oldukları bilinir ve kendilerine mesafe konurdu.Çok sıkı bir soy ve şecere takibi vardı.Kölelerin ve yabancıların yanında şifreli bir dil (uerqıbze/????????) kullanılırdı.Kölelerin "vıneut" (???1??;ev,kapıkulu köle,yani mülksüz ya da mal olan köle) denilen kesimi,Adıge geleneğinden en az yararlanan kölelerden oluşurdu ve bunlar satılabilirdi."Pşıtlı" (????1?;derebeyinin adamı) ya da "hatıvel" (???????) denilen toprak kölelerinin (serfler) ise ,özel mülkiyeti ve hukuku bulunur,bunlar satılmazdı;ama efendilerinin tarlalarında çalışır,hayvanlarına bakar,angarya hizmetleri görür,kazançlarının ve kızları için aldıkları başlık bedellerinin (vase/????) bir bölümünü efendilerine verir ve efendilerini terk edemezlerdi;köleleri itaat altında tutan katı kural ve sert yaptırımlar vardı.
Demokratik bir toplum sayılmalarına ve soylu sınıfı bulunmamasına karşın,Vıbıhlar arasında,bir veriye göre tüm nüfusun dörtte biri oranında bir köle nüfusu da vardı.Bu nedenle Vıbıhlar arasında,köle emeği sayesinde çalışmadan geçinen ve "Kuaşkha" denen, yönetimde de etkili olan,köle sahibi ve sömürücü bir zengin köylü zümresi bulunuyordu."Başlıca ihracat köle kızlardan oluşuyordu ve bunlar haremler için Osmanlı'ya götürülüyorlardı".Vıbıh kuaşkhalar Çerkesya'nın en zengin kişilerinden olduklarından,yoksul bölgelerde yaşayan Abadzeh,Ciget ve Abhazlar gibi kendi kölelerini değil,Abadzehler'den ve diğerlerinden satın aldıkları köleleri,gerekli eğitimleri de vererek Osmanlı esir tüccarlarına satarlardı.Asıl köle ihracatı ise,nüfusunun onda biri köle olan Abadzeh bölgesinin köle tüccarları tarafından doğrudan ya da Vıbıhlar aracılığıyla Vıbıh limanları üzerinden Türkiye'ye yapılıyordu (L.İ.Lavrov,Vubıkh'lar Hakkında Etnografik Bir Araştırma,Kafkasya Gerçeği Der.,sayı 8,Samsun,1992,s.46-59).Abadzeh bölgesinde Şhaguaşe Irmağı (Byelaya) sol yakasında ve bugünkü AC'nin Maykopski rayonunun Kamennomostski beldesi yakınlarındaki bir yerde büyük bir Abadzeh Köle Pazarı bulunuyordu.Bu arada Vıbıh zenginler (kuaşkha'lar),özel olarak eğittikleri çok güzel köle kızlarını ise,yüksek para ve armağanlar karşılığı Osmanlı haremlerine (özellikle Saray'a) gönderiyorlardı.Nitekim son dönem Osmanlı padişahlarının çoğu,bu tür Vıbıh köle (cariye) kadınlardan doğmadır.

• Nezaket kuralları ve onur anlayışı
• Özellikle demokratik topluluklarda kadına çok değer verilir,sözgelişi yük taşıyan kadının yükü hemen alınıp taşınır,kavga eden iki erkek,araya bir kadının girmesiyle kavgayı bırakırdı,vb.Bir atlı yolda giden bir yaşlıya yetiştiğinde ya da karşılaştığında,atından iner,yaşlıya atına binmesini teklif eder,sol tarafından ve daha geriden atı elinde yaya olarak yürür,yaşlının yinelenen teşekkür ve ricaları üzerine onu geçer ve bir süre,daha hızlı tempoda ve yaya olarak yoluna devam edip uzaklaştıktan sonra atına binerdi.Yaya giden genç de benzeri kurallara uyar,yaşlıyı izinsiz geçmezdi.Damat,karısının köyüne yaklaştığında atından iner,atı elinde yürüyerek köye girerdi.Yeni damat,ilk ziyaretinde,eşinin ailesinden olan ve evde bulunan küçüklerin bile elini öper,büyüklerin karşısında asla oturmaz ve konuşmazdı,damada refakat eden arkadaşı konuşur,ama büyüklerin karşısında asla oturmazdı.Böylece karısına,onun yakınlarına ve köylülerine duyduğu saygıyı göstermiş olurdu.Evlenmeler,genellikle karşılıklı anlaşmaya dayanırdı,kural (khabze) dışı olduğundan,asla akraba evliliği yapılmazdı.Akrabalar birbirlerini geniş bir ailenin üyeleri,yani kardeş görürlerdi.Bu nedenle akraba evliliğinden kaynaklanma sakatlıklar ve delilik Adıgelerde yok denecek kadar azdır.
• Köyün saygın gençleri birbirleriyle ve köyün kızları ile kardeş sayılırdı.Bu gençler köyün kızlarını at sırtında ve beraberlerinde başka köylerdeki düğün ve eğlentilere götürebilirlerdi.En ufak bir sorunla karşılaşılmazdı,aksi takdirde kişinin hayatı söner,soyu da lekelenmiş olurdu.Özellikle demokratik topluluklarda bir kız istemediği ile evlendirilmezdi.Yeni gelin büyükleri karşısında oturmaz,konuşmaz,yemek yemez,elleri üstüste ve sessizce kapı kenarında hizmete hazır bekler,sırtını büyüklerine çevirmez,geri geri çekilip odadan çıkardı,o denli de saygı ve sevgi görür,kendisine asla iş buyurulmaz,ezilmez ve azarlanmazdı.Gelin sonraları da çocuğunu gezdirmez ve yaşlı erkekler karşısında çocuğuyla birlikte görünmezdi.Çocuğa nine ya da evin başka kadınları bakardı.Kocası da,herkes uyuduktan sonra odasına,karısının yanına sessizce ve görünmeden girer,gün ağarmadan aynı biçimde,gerekirse pencereden dışarı çıkardı.Kadın da kocası ile birlikte kalkar,akşamdan kalmış işleri sessizce bitirmeye çalışırdı.Bahçeyi dolaşır,kalmış çöpler varsa,belli etmeden eğilip kaldırırdı.Son derece temizlik ve nezaket kuralları geçerliydi.Karı koca çocukları oluncaya dek konuşmazlardı.Gelin odasına leğune (???????) denir ve buraya gelinin kadın yakınları dışında kimse girmezdi.Gelin odasında,ateş yakılan ve su ısıtılan bir ocak,ocağın yanında gece banyo alınan,ardından yatak ve yorganların konduğu bir dolap bulunurdu.
• Hiç kimse kendisini övmez,övmeyi başkalarına bırakır,kendilerini övenler de gizlice alaykonusu olur,itibar aşınımına uğrarlardı.Bunun gibi adeta sayısız görgü kuralı vardı ve bu kuralları çiğneyenler saygınlıklarını yitirirlerdi.Saygın ya da kişilikli olana büyük bir değer verilirdi.Soylu ya da değil,kişinin saygınlığını yitirmesi,özellikle yüz kızartıcı bir suç işlemesi,silinmez bir leke oluşturur,dahası şarkılara da konu olabilir,'ünü' bütün Adıge ülkelerine yayılabilirdi.Bir yönüyle,Adıge olmak,zor bir şeydi.
• Bir Adıge için aşağılanmak en onur kırıcı şeydi.Geleneklere saygısızlık göstermek, yalancılık,korkaklık ve özellikle savaştan kaçmak,en onur kırıcı davranışlardandı.M.Y. Lermontov'un savaş alanından korkup kaçan bir Çerkes gencini konu edinen "Savaş Kaçağı" ya da "Harun" öyküsündeki tiplemesi bu aşağılanmayı ve sonucunu çarpıcı bir biçimde sergilemektedir (bk.Harun,"Kafkasya Kül.Der.",sayı 22,Ankara,1969).
• Abadzeh ve Şapsığ gibi topluluklarda ve batılı diğer Çerkes topluluklarında,karşılaşılan kişiler,gelenek ve nezaket kuralları gereği,selamlaşmadan hemen sonra,"Buyur" (????????) denilerek,özellikle Abadzehlerde,konuk olması için eve davet edilirlerdi.Yaşlılar bir başına yemek yemeyi sevmez,çoğunca bir başkası çağırılıp onunla yerdi.Her varlıklı evin "haç'eş" (x???1??) denilen bir konuk odası ya da ayrı bir küçük evi olurdu.Bir aile bütün bir servetini bir konuk ziyafetinde harcayabilir, konuğa, saygınlığı ölçüsüne göre,o denli büyük önem verilirdi.Toplum içi yardımlaşma ve paylaşmanın yaygın ve gelişmiş olması nedeniyle,düşkün insanlar ve dilencilerle karşılaşılmazdı.
Adıgeler boza (??????,????????) ve benzerleri dışında alkollü içki kullanmazlardı.İçki,sonradan Tatar,Rus,Türk,vb gibi başka toplumlardan alınmıştır.Ancak,günümüzde Diasporanın aksine,Kafkasya'daki Adıgeler arasında,özellikle Sovyetler döneminde içki kullanımının yaygınlaştığı,içki yüzünden kızların ürkütüldüğü,kızların ve ailelerin Adıge erkeklerine olan eski güvenlerini yitirdikleri,geleneksel halk danslarına kadın katılımının ise çok azaldığı,folklor ekipleri dışındaki geleneksel halk oyunlarının (?????), eskiden seferlerde ve köleler arasında uygulandığı gibi,"Hugegu" (????????;erkek erkeğe dans) biçimine dönüştüğü,geleneksel anlamda kız ve erkeklerin birbirlerinden hayli uzaklaştıkları görülmektedir.
• Her ikisi de demokratik toplum üyesi olmakla birlikte,sözgelişi bir Abadzeh ile Şapsığ arasında da farklılıklar vardı.Örneğin,bekar bir Abadzeh delikanlısının bir bebeği kucağına alıp gezdirmesi,"çocuk bakıcısı oldu" biçiminde ayıplanırken,Şapsığ ve Vıbıhlarda tam tersi geçerliydi,yeğenler,akraba ya da tanıdık çocukları kucakta gezdirilebilirdi.Abadzeh ketum ve kendi çevresi dışındakilere karşı mesafeli dururken,Şapsığ daha açık fikirli olabilirdi. Şapsığlar kendi halinde,tarım,hayvancılık ve balıkçılıkla geçinen,aile ve akrabaları çerçevesinde kalan,politikayla pek ilgilenmeyen kimseler iken,Vıbıh ve Kabartaylar içinden politikacılar ve usta diplomatlar yetişmiştir.
Köleler her yerde aşağılanırken,örneğin Şapsığlar arasında kölelik kurumu yoktu,vb (Ayrıca bk.Jebağı Baj,"Çerkesya'da Sosyal Yaşayış-Adetler",Ankara,1969;"Kafkasya Kül.Der.",sayı 39-42,Ankara, 1973).
• Demokratik topluluklar barışçıydılar,ırk ve din ayırımını bilmeyen,herkesi kendileri gibi dürüst sanan saf kimseler idiler.Bu saflıkları,bazı güç odaklarınca zaman zaman,olumsuz anlamda kullanılabilmiştir:1840'da Osmanlı ve İngiliz ajanlarına,vb kanıp yardım geleceği düşüncesiyle Rus askeri hatlarına,bazıları 10-15 bin kişiyi bulan kalabalıklar biçiminde genel bir saldırı yapılması ve karşılığında büyük bir zayiat verilmesi,moral çöküşü;isyanlarla hırpalanan ve Çerkeslerin Balkanlar'dan çıkarılmasının resmen görüşüldüğü bir ortamda,1878 öncesinde,çökmekte olan Osmanlı yönetimi adına Balkanlar'da para karşılığı gönüllü milis gücü yazılma, Balkanlar'daki Hıristiyan toplulukların,Rus ve Avrupa'nın düşmanlığını Çerkes toplumu üzerine çekme;1920'de,güçlenen TBMM yönetimi karşıtı Biga,Adapazarı,Düzce ve Yozgat ayaklanmalarına katılma,vb.Ama,yine de,kirli ve yüz kızartıcı (fuhuş ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi) işleri benimsemez,genellikle insana insan olduğu için değer verir,işkenceden ve insanı aşağılamaktan kaçınır;özsavunma dışında da hiç kimseye saldırmazlardı: Örneğin,1838'de Tuapse'ye çıkartma yapan Ruslarla Şapsığların çarpışmalarını bir köşede resmeden ve daha sonra Osmanlı Saray ressamı da olan silahsız Rus ressamı İ.K.Ayvazovski'ye (1817-1900) dokunmamış,tabloya bakmakla yetinmişlerdi (bk.Şapsugiya gazetesi,No.1).
Kaynaklar Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, İstanbul, Remzi Kitapevi, 1989. http://www.kafkas.org.tr Ufuk Tavkul, “Kafkasya'da Hıristiyanlığın izleri”, Türk Dünyası Araştırmaları, (128), İstanbul, 2000. Özdemir Özbay, Mitoloji ve Nartlar, Kafdağı Yayınları, İstanbul, 1990. Dipnotlar 1) Kabardey, Abhaz, Abzekh, Bjedug, fiapsığ, Besleney, Hatukhoay, Ubıh, Cemguy olarak anılan boy isimleri de Çerkeslerle ilgilidir. 2) Antik Yunan mitolojisine göre, Athamas’ın çocukları Phriksos ve Helle’yi sırtına alıp Yunanistan’dan Kafkasya’daki Kolkhis ülkesine kaçıran kanatlı koçun pöstekisi. 3) Yunanistan’daki İolkos Kralı Pelias kendisinden tahtını isteyen üvey kardeşi Aison’un oğlu İason’dan tahta sahip olması için Kolkhis’e gidip Altın Post’u getirmesini ister. Bunun üzerine ünlü gemi ustası Argos’a bir gemi yaptırır ve Yunanistan’daki tüm gözüpek, atılgan ve cesur erkekler bu gemiye alınır, tanrıça Athena’nın yardımıyla yola çıkarlar. 4) Argonoutlar Altın Post’u almak için Kolkhis Kralı Aietes’in karşısına çıkarlar. Kralın kızı Medeia İason’a âşık olur. Büyücü Medeia, hazırladığı merhemlerle İason’un Altın Post’a sahip olmak için savaşmak zorunda kaldığı ejderhalar karşısında galip gelmesini sağlar. 5) Mitolojiye göre, Titan (canavarlar) soyundan gelen Prometheus çok zekidir ve baş tanrı Zeus ile boy ölçüşmeye kalkar. Ateşi tanrılardan çalarak insanlara verir. Zeus da bu hareketinin karşılığında Prometheus’u zincirlerle bir sütuna bağlayarak karaciğerini bir kartala yedirir. 6) Çerkes araştırmacılara göre “Setenay”, Adige dilindeki “se” (bıçak, kılıç) kelimesi ile “tın” (vermek) fiilinin birleşmesinden meydana gelmiştir ve buna göre “bıçak/kılıç veren” anlamına gelmektedir. 7) Mitolojiye göre, Setenay Bakhsan Irmağı kıyısında çamaşır yıkarken onu gören Nartların sığırtmacı kendisine âşık olur. Fırlattığı aşk oku bir taşa çarpar, taş ısınır ve büyümeye başlar. Setenay gider, taşı alır ve eteğine sararak Tlepş'in dökümhanesine götürür. Tlepş büyük çekici ile taşı kırar, içinden ateş saçan, kor halindeki Sosrıkua çıkar. 8) Peterez, Çerkesce güzel burun, düz burun demektir. Efsaneye göre çobanlar tarafından bulunup büyütülmüştür. Yardımseverliği ve korkusuzluğu simgeleyen bir Kafkasya kahramanıdır
4/8/2008
 Yozgat ilinde 19 Çerkes köyü bulunmaktadır. Bunların 8’i Abaza, 4’ü Asetin, 4’ü Şapsığ, 1’i Kabartay, 1’i Abzah, 1’i Çeçendir. Çayırözü köyü dışındaki bu köyleri de kısaca tanıyalım. Ayvalı Köyü: Sorgun ilçesine bağlı bir Abaza köyüdür.1864 yılında Kafkasya dan göç ettirilmişlerdir. Köyde Bıc ve Li aileleri vardır. Bu köy Kürtlerle karışmış ve Sadece beş hane Abaza kalmıştır. Dil bilen ise kalmamıştır. Osmaniye Köyü (Lo kıt): Sorgun İlçesine bağlı 1859 yılında Karaçay-Çerkesk bölgesinden göç ettirilen bir Abaza köyüdür. Bu köyde şu sülaleler bulunmaktadır. Mıko, Goga, Çago, Çgotan, Aysen, Laçış, Haşsa, Nır, Apsa, Nepş, Belag, Gone, Waz, Kam, Hapat, Aji, Kık, Kebıça, Bıc, Tıgo, Hutşow, Cenımbey, Kopsirgen. 40 hane olan köyde şu anda 210 nüfus bulunmaktadır. Güngören köyü: Sorgun İlçesi’ne bağlı bir Çeçen köyüdür. 1917 yılında Kafkasya’dan göç etmişlerdir. Çok küçük olan bu köyde toplam 7 hane de 30 kişi yaşamaktadır. Köy halkının yaşlıları Çeçence bilmekte ise de otuz yaşından küçük olanlar dil bilmemektedirler. Kesikköprü (Tambekoye): Saraykent İlçesi’ne bağlı bir Abaza köyüdür. Toplam 15 hanede 80 kişinin yaşadığı bu köyde Kabard (Tambi), Yuan, Kope ve Laçış sülaleleri vardır. 1878 yılında Kafkasya’dan göç ettirilen bu köy Kürtlerle karışmış olup dil bilenlerin sayısı oldukça azdır. Arpalık köyü: Sarıkaya İlçesi’ne bağlı bir Abzeh köyüdür. 1878 yılında Kafkasya dan göç ettirilen köyde 20 hane ve 100 civarında nüfus vardır. Kargalık Köyü: Sarıkaya İlçesi’ne bağlı 40 haneli bir Şapsığ köyüdür.1878 yılında Kafkasya’dan göç ettirilmişlerdir. Karali Köyü: Sarıkaya ilçesi’ne bağlı 40 haneli bir Şapsığ köyüdür. 1878 yılında Kafkasya’dan göç ettirilmişlerdir. Karabacak Köyü: Sarıkaya İlçesi’ne bağlı 13 haneli bir Asetin köyüdür. Boyalık Köyü: Sarıkaya İlçesi’ne bağlı 55 hanelik bir Asetin köyüdür. Kayapınar Köyü: Sarıkaya İlçesi’ne bağlı bir Asetin köyü olup şu anda köyde üç hane Asetin kalmıştır. Poyrazlı Köyü: Boğazlıyan ilçesi’ne bağlı bir Asetin köyüdür.150 hane olan köyde nüfus 400 dolayındadır. Anadilini gayet iyi bilen ve anayurt ile ilişkileri iyi olan bir köydür. Boğazköy-Sarıgüney: Akdağmadeni ilçesine bağlı 1878 yılında Kafkasya’dan göç eden 30 hanelik bir Şapsığ köyüdür. Fuadiye (Kendirlik) Köyü: Çekerek ilçesine bağlı bir Abaza köyüdür. Köyde belli başlı şu sülaleler bulunmaktadır: Lacış, Hapat, Goga, Vadız, Muka, Kelemet, Hut, Daguna, Acbek, Bedoh, Dgaç, Şogan, Cebeş, Kanbot, Dzıgo. Otuz yaşından büyük olanların Abazaca bilmektedir. Başpınar Köyü: Çekerek ilçesine bağlı bir Kabartay köyüdür. Yirmi yaş üzerinde olanların tamamı Kabartayca bilmektedirler. Ağıllı Köyü: Aydıncık ilçesine bağlı bir Abaza köyüdür. Köyde ki belli başlı sülaleler: Gagi, Hapat, Lacış ve Çgotan dir. Mercimekören (Tramkıt): Aydıncık ilçesine bağlı bir Abaza köyüdür.1859 yılında Karaçay-Çerkeskten göç ettirilmiştir. Köydeki sülaleler: Trama, Cenımbey, Nogay, Kasbot ve Laçış’tır. Köyün kurucu ailesi Tramalardır. Tramkıt, Karaçay- Çerkesk te iken bir köy idi. Göç sırasında köy halkı ikiye bölündü. Bir kısmı Tokat-Turhal ilçesine bağlı Fındıcak köyünü (Tramktdu) köyünü kurdular. Diğer bir kısmı ise, Mercimekören (Tramktçkun) köyünü kurdular.15 hane civarında olan köyde Abazaca bilen kalmamıştır. Çerkes Bakır (Darıkokıt) : Aydıncık ilçesine bağlı bir Abaza köyüdür. 1859 yılında Kafkasya dan göç ettirilmiştir. Köyün kurucu ailesi DARIKO lardır. Kafkasya dan gelen sülaleler: Darıko, Candar, Malhoz, Arxağ ve Boren’ler dir. Köy 15 hane ve yaklaşık 50 nüfusa sahiptir. Kuşsaray Köyü: Aydıncık ilçesine bağlı bir Şapsığ köyüdür. Köyün tamamı boşalmıştıKAYNAK/http://www.kafkasfederasyonu.org/tarih_cografya/koylerimiz
|
| |
| |
|